Kuran'a göre veda nedir? Nasıl veda edilir?
Yaşam,  Kur'an

Kuran’a Göre Veda Nedir? Nasıl Veda Edilir?

Veda, hayatımızda ne kadar çok karşımıza çıkıyor hiç düşündünüz mü?

İşin aslına bakacak olursanız insanoğlu daha çok yeni başlangıçları, karşılaşmaları düşünmeye meyillidir. Vedalar ise; çok vurucu ve duygu yoğun olanlar hariç; çok üstünde düşünülmez ve çoğu zaman hatırlanmaz.

Örneğin, dün marketten alışveriş yapıp çıkarken kasiyere dediğimiz ufak bir veda sözcüğü kaçımızın aklına gelir ki sonradan?

Oysaki yaşamımızda sürekli birileriyle, bir grup kişiyle tanışıyoruz; vedalaşıyoruz. Tüm ömrümüzde ettiğimiz vedaların sayısını saysak; Onbin’lerle ifade edilmesi içten bile değildir.

Gelin hayatımızda bu kadar çok yer kaplayan “Veda” ‘nın ve “Veda Etme”nin Kuran’a göre nasıl olması gerektiğini irdeleyelim:

Veda Nedir?

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre veda, “Ayrılırken birbirine selam ve esenlik dileme” ye verilen isimdir. Bir başka ifadeyle; bir ayrılık olacağı zaman ayrılığın taraflarının birbirlerine iyi dileklerde bulunması ve kendilerinin (hala) güvenilir ve kendinden zarar gelmeyecek kişi olduklarını birbirlerine hatırlatmalarıdır.

Veda olgusunun içinde esenlik ve selamet dileme olduğu için aslında doğrudan bir Kuran-i bakış açısı yakalayabileceğimiz kanaatindeyim.

Zira, İslam kelimesi de selam kelimesi de Arapça “slm” kökünden gelmektedir. S-l-m kökü, huzur, teslimiyet, barış ve esenlik ana anlamlarını barındırmaktadır. Aynı zamanda; her türlü kötülük, zarar, noksanlıktan uzak olmak, arınmak, kurtulmak (beraat) anlamları da mevcuttur.

İslam kelimesinin semantik analiz makalesinde Mutlu Türkmen ve Büşra Refas Türkmen “ İtaat ve teslimiyeti anlatan huşû, tazarru gibi diğer Kur’ân terimlerinden farklı olarak İslâm, eskiden başlayıp devam eden bir şeye değil yeni başlayan bir dönüşüme işaret etmektedir.” görüşünü savunmaktadırlar.

Dolaysıyla aslında, veda da eski bir ilişki veya anı paylaşımı biterken; yenisinin başlayacağına ve bu yeni dönüşüm sırasında barış içinde; huzur içinde ve esenlik içinde olunması gerektiğine dair bir iyi niyet beyanıdır.

Aynı araştırmadaki şu tespit de Veda’yı Kuran açısından yorumlamak için çok çarpıcıdır:

“(Slm kökünün) Kur’ân’daki kullanımların büyük bir çoğunluğu fiil olarak yer almakta, bu da kökün daha çok eylemlilik halini yansıttığını göstermektedir.”

Dolayısıyla, Kuran’dan yapılacak bir çıkarımla veda aslında durağan bir an değil; bir esenlik halinden başka bir barış ve huzur haline geçişi arzulayan bir dönüşümdür denebilir.

Veda etmek neden zordur?

Veda etmek zordur; zira Hz. Muhammed ve sahabelerin yaptığı gibi bir hicreti, bir yolculuğa çıkma cesaretini ve statükoya karşı gelme cesaretini gerektirir.

Vedalaşmak; doğduğun köydeki can dostun Akbaş’tan son bir göz hakkı alır gibi yüreğine hüznü akıtıp yeni yönlere yolunu çevirmeyi gerektirir.

Veda bir dönüşüm ve bir yolculuktur; bir andan başka bir oluşa yolculuktur. Öyle bir zaman gelebilir ki veda kaçınılmaz olur; yolculuk ise Allah’ın emri olur:

“Melekler, canlarını alırken kendilerine yazık eden kişilere “Neredeydiniz? (Ne işle meşguldünüz?)” derler. Onlar “Biz yeryüzünde güçsüzdük.” derler. Onlar (melekler) “Allah’ın arzı (yeryüzü) geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!” derler. İşte onların barınağı cehennemdir. Ne kötü varış yeridir (orası)!” Nisa 4:97

Bu ayete göre; dünyada güçsüz de olsanız, zulüm altında da olsanız; bulunduğunuz yer ve kişilerle vedalaşmanız Allah’ın emri haline gelmektedir. Bu vedaya cesaret edemeyenler, bu zorluğa göğüs geremeyenler; Allah’ın sınavından geçememiş olacaklar ve kendilerine yazık etmiş olacaklardır.

İşte ayrılık, tam da bu yüzden, Allah’ın bir sınavını ifa etme görevi olduğu için hem ruhumuza hem de vücudumuza zor gelmektedir.

Ayrılık ve veda zordur

Birine nasıl veda edilir? Vedalaşırken ne denir?

Birine veda ederken ne dediğimiz o anki ruh durumumuza çok bağlı olmaktadır. Genelde duygularımız ayrılıklarımızı yönetmektedir. Bu olgu da aslında vedalaşırken duygu seline kendimizi kaptırdığımıza bir delildir. Öte yandan; aklımızın kontrolü ve akl-ı selimliğimiz ise çoğu zaman geri planda kalmakta ve o vedadan elde etmek istediğimiz o kıymetli tatların ağzımızdan silinip gitmelerine neden olmaktadır.

Oysa yaşamımızı kurmak amacıyla insanlara gönderilen Kuran- Kerim; elbette ki ayrılırken neler yapmamız gerektiğine dair bizlere farklı ayetleriyle ışık tutmaktadır. Bu ışık ki; dosdoğru yola bizleri ulaştıracak olan o dur. Kuran’a göre birine nasıl veda edilir sorusuna 9 çarpıcı Kuran öğüdü ile yanıt bulunabilir kanaatindeyim:

  1. Veda ederken dürüst ol!

Yüce Mevla’mız, İsra 17:80’de buyurmaktadır ki:

“De ki: Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla! Bana tarafından yardım edici bir güç ver!”

Bu ayete göre herhangi bir yere girerken olduğu gibi çıkarken de (yani ayrılırken de) dürüst olmamız gerekmektedir. Buradaki dürüstlük kavramını adaletli davranma kavramıyla beraber okumanın daha da aydınlatıcı olduğunu düşünmekteyim. Zira; dürüstlük, vedalaşırken, her ne olursa olsun; şu ilkelere bağlı kalmayı içermektedir:

  • İçinden geçen duyguları dürüstçe ifade etmek
  • Vedalaşılan kişi veya kişilere dair düşünceleri henüz karşınızda dururken dosdoğru söylemek
  • O kişi veya kişilere dair vedalaşan kişinin geçmişte yaptığı hatalar; verdiği rahatsızlıklar var ise, dürüstçe ifade edip; özür dilemek.
  • Kişinin kendisine dürüst olması ve yerli yerince kendiyle yüzleşmesi
  • Kendiyle yüzleşmesi sayesinde veda edildiği zaman açık bir defter bırakmaması
  • Adaletle hükmedip dürüst bir biçimde adaletin gereğini yerine getirmek. Zira; Rabbimiz Nisa 4:58’de buyurmaktadır ki

“Şüphesiz ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emretmektedir. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah duyandır, görendir.”

  1. Emanetleri ehline ver!

Veda ederken; kuvvetle muhtemeldir ki, bir güç; bir hükümranlık, bir otorite; bir sorumluluk yer değiştirmektedir. Zira; veda eden kişinin veda edilenle ilişkisinde mutlaka az ya da çok yerine getirdiği bir sorumluluğu veya gördüğü bir işi vardır.

Ayrılık ile beraber bu işin ve sorumluluğun da el değiştirmesi kaçınılmaz olmaktadır. İşte bu noktada Nisa 4:58’i hatırlayıp Atilla İlhan’ın dediği gibi bu öğüdü aklımızda mıh gibi tutmak ve içimizi onla ısıtmak gerekmektedir. Atilla İlhan’ın “Ben Sana Mecburum” şiirindeki o harikulade dizlerini hatırlayacak olursak:

“ben sana mecburum bilemezsin

adını mıh gibi aklımda tutuyorum

büyüdükçe büyüyor gözlerin

ben sana mecburum bilemezsin

içimi seninle ısıtıyorum”

Aklımızda mıh gibi tutarsak içimizi ısıtacak Allah’ın öğüdü ise şöyledir:

“Şüphesiz ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emretmektedir. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah duyandır, görendir.” Nisa 4:58

Veda bir dönüşümdür. Dönüşürken Allah’ın o ne kadar güzel öğüdüne kulak verip; devredeceğimiz sorumlulukları da vedayla beraber ehline, yalnızca ve yalnızca ehline vermek bir sorumluluğumuzdur. Olursa ne güzel olur kabilinden; olmazsa da “Canım ne yapalım; mümkün olmadı” diyeceğimiz bir aksiyon dediği; mutlaka yerine getirilmesi gereken ve hesap gününde sorguya çekileceğimiz Allah’ın bir emridir.

  1. Vedalaşırken yumuşak sözlü ol.

Ali İmran 3:159’da Allah-ü Teala; Hz. Muhammed’e hitaben buyurmaktadır ki :

“ Allah’tan bir merhamet sebebiyle onlara yumuşak davranmıştın. Kaba, katı yürekli olsaydın, şüphesiz ki etrafından dağılırlardı. Onları affet; bağışlanmaları için dua et, iş(ler) hakkında onlarla istişarede bulun! Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a güven! Şüphesiz ki Allah kendisine güvenenleri sever.”

Ayrılıkta biten o an; paylaşılan andır.

Devam eden ise; insanlarla olan dostluk, insanlara bağlılık ve iletişimdir. Eğer Ali İmran 3:159’a kulak vermeyip; vedalaştığımız insanlara kaba davranırsak, katı yürekli olursak; Allah bize bildiriyor ki, etrafımızda kimse kalmayacak ve çevremizdekiler vedamızla beraber etrafımızdan dağılacaklardır.

İşte o zaman vedamız; adeta bir “elveda”ya dönüşecek ve insanlar çevremizden bir bir eksilerek toz gibi dağılacaklardır.

İşte tam da bu yüzden; veda sözcüklerimizi seçerken yumuşak sözlü olmaya özen göstermeliyiz. Kırıcı olmaktan kaçınmalı ve hesaplaşma gibi dürtülerden kendimizi uzak tutmalıyız. Yumuşak davranıp; insanların içinin vedaya rağmen bize yürekten bağlı kalmalarını sağlamaya çalışmalıyız.

Hap Bilgi

Yumuşak sözlü, şefkatli olmanın ve gönül okşayıcı sözler söylemenin önerildiği bambaşka bir konu ile ilgili olan ( Evli kadın ve erkek arasındaki cinsel ilişki ) Bakara 223 ayetiyle ilgili makalemizin de ilginizi çekebileceğini düşünüyoruz. 
  1. Affet!

Ali İmran 3:159 öylesine özlü bir ayettir ki; insan her okuduğunda yeni bir anlamını keşfeder. İşte bu yüzdendir ki Ali İmran 3:159; bizlere vedalaşmayla ilgili ikinci kere ışık oluyor:

“…Onları affet; bağışlanmaları için dua et! …”

İhtimaldir ki veda ettiklerimize gönlümüz kırgındır.

Muhtemeldir ki ayrıldıklarımızla yaşadıklarımız cam kırığı olmuş her bir yana döndükçe yüreğimizi kanatıyordur.

Olasılık dahilindedir ki içimizde susmayan bir isyan; sükûn bulmayan bir adalet çığlığı vardır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesindeki meşhur söylemini bu konuya uyarlayacak olursak: “İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, içindeki çığlıkları susturmak ve affetmektir. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda ve Allah’a engin rahmetine sığınmakta mevcuttur.”

Allah’ın rahmetine sığınarak; veda anında yapılması gereken şey ise ayrıldıklarımızı affetmek; geçmişte yaptığı hataların olduğunu bilmemize rağmen, tam da bunlardan ötürü Allah’a onların bağışlanmaları için dua etmektir.

Gerçek kurtuluş; vedaların tekrar kavuşmalara döneceği ahiret günü ve cennet olacaktır.

Unutulmamalıdır ki Tur 52:21 ‘e göre iman edip, salih amel işleyenler ve Rablerinin bağışlanmasına mazhar olanlar cennette tekrar bir arada olacaklardır.

“İman edenlere ve onlara imanla uyan nesiller(in)e gelince; biz onları (cennette) nesilleriyle buluşturacağız. Onların yapıp ettiklerinden hiçbir şey eksiltmeyeceğiz. Her kişi kazandığına karşılık rehindir.”

Dolayısıyla, aslında Allah’a inanıp güveneneler için hiçbir veda; elveda değildir. Tam tersine; tekrar cennette buluşana değin esenlik ve huzur dilemekten ibarettir. Kişinin kendisine dair yapacaklarının yanı sıra; affedip vedalaştığı kişiler için de bağışlanma dilemesi işte tam da o kişilerin de ; kendisinin de Allah’ın ödülüne mazhar olarak cennette beraber olma arzusuna dair bir iyi niyet beyanıdır.

Siz tekrar bir arada olma ihtimaliniz olan birini affedip; ikramı bol olan Allah’tan bir bağışlanma dilemez misiniz?

  1. İşler hakkında onların görüşlerini al !

Ali İmran 3:159; sanki Allah’ın bize olan lütfunu hatırlatır gibi üçünce kere karşımıza veda ile ilgili çıkmaktadır. Bu sefer de veda ederken ve aradaki ticari, insani, hukuki veya kardeşlik ilişkisini sonlandırırken; bizlere ortak olan işler hakkında vedalaştığınız kişilerin de görüşlerini almamız gerektiğini öğütlemektedir.

“ ….. iş(ler) hakkında onlarla istişarede bulun! Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a güven! Şüphesiz ki Allah kendisine güvenenleri sever.”

Vedalarda; duyguların baskın geldiği durumlarda, ortak yürütülen işlerin çoğu zaman sekteye uğradığı, aile bağlarının bozulduğu; günlük hayatın basit işlerinin bile yalpaladığı hepimiz tarafından gözlenmektedir kanaatindeyim.

Oysaki Allah-ü Teala; bize bu durumun yaşanmaması adına, veda zamanı dahil olmak üzere; tüm ortak sorumluluk gerektiren anlarda istişareyi öğütlemektedir.

Bir başka ifadeyle; ortak sorumlulukların var olduğu veda dahil her anda; karşınızdaki taraf veya tarafların görüşlerini sormayı ve söylediklerine kulak vermeyi emretmektedir.

Görüşlerinin dinlenilmesi; kişiyi hem rahatlatacak hem de sahiplenme duygusu yaratacaktır. Vedalaşılan tarafın görüşlerinin alınması aşaması karşı tarafa bu görüşler doğrultusunda hareket etme zorunluluğu vermediği gibi kararın yine veda edene ait olacağı aynı ayette vurgulanmaktadır. Zira; insan özgür irade verilerek yaratılmış bir varlıktır. İyiyi veya kötüyü; akı veya karayı seçme özgürlüğü ve bu seçiminin sonuçlarına göğüs germe sorumluluğu biz zatî kendisine bir hak olarak tanınmıştır.

Dolaysıyla; veda edilenlerin söz, duygu ve düşüncelerini dinlemek; onlara kula vermek; kulak verdiklerimizi kendi akıl ve vicdan filtresinden geçirip; kendi kararımızı oluşturmak bize bir sorumluluk kılınmıştır.

  1. Kuran ile Öğüt Ver.

Vedalaşmak bir esenlik dileme hali olduğuna göre bu esenliği dilemenin en güzel yolu ne olabilir?

Kuran bize bu konuda da rehber oluyor ve tam da bu sorunun cevabını hiç soru işareti bırakmayacak biçimde bize öğretiyor:

“Umulur ki takvâlı (duyarlı) davranırlar diye kendileri için O’nun peşi sıra hiçbir dost ve şefaatçinin bulunmadığı (mahşer gününde) Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an ile) uyar!” Enam 6:51

Aynı anlamı pekiştirecek biçimde birine bir söz söyleyeceğimiz zaman; hatırlatma da bulunacağımız zaman, Kuran’dan, Kuran ile ilgili ve Kuran destekli biçimde öğüt vermemiz gerektiği bize Kaf 50:45’te şöyle hatırlatılıyor:

“Biz onların söylediklerini çok iyi bileniz. Sen onların üzerinde asla zorba değilsin. Tehdidimden korkanlara (gerçeği) Kur’an’la hatırlat!”

Dolayısıyla, 4. Madde olan” Affet ve bağışlanmalarını dile” öğüdünde gördüğümüz üzere veda edilen kişilere dair dua etmek, güzel söz söylemek ve Allah’tan onlara dair iyi şeyler dilemek bizlere farz kılınmaktadır. Peki bunu nasıl yapacağız?

Allah; bu soruya da çok net cevabını, Enam 6:51 ve Kaf 50:45’te gördüğümüz üzere.

  • Kuran ile öğüt vererek,
  • Kuran ile söz söyleyerek,
  • Kuran’ı destek alan güzel sözler söyleyerek

biçiminde yanıt vermektedir.

  1. Başına bir şey gelmesinden korkma ve hüzünlenme !

Kuran’ı Kerim’in bizlere naklettiği kıssalardan en etkileyici ve sınav derecesi olarak en zorlayıcı, en yüreğe dokunan kıssalardan biri Hz. Musa’nın , Kasas Suresinin 28: 7 ila 13’ü ayetleri arasında bahsedilen bebeklikten gençliğe uzanan hikayesidir.

Belki dünya genelinde yaşanmış en büyük sınavlardan biri olarak adı geçmez ama tekrar okunulduğunda ve empati yapıldığında sabır ve güvenin boyutunun inanılmaz olduğu görülecektir: İlgili ayetlere göre; Hz. Musa’nın annesi Hz. Musa’yı bebekken; tehdit altında hissettiğinde, akan nehre bir başına bırakıp vedalaşmakla emrolunmuştur.

Aman Allah’ım. Ne çetin bir sınavdır bu:

“Musa’nın annesine, “Onu emzir; onun hakkında (kendisine zarar gelmesinden) korktuğunda onu denize (nehre) bırak; (başına bir şey gelmesinden) korkma ve hüzünlenme! Şüphesiz ki biz onu sana geri döndürecek ve kendisini elçilerden biri yapacağız!” diye vahyetmiştik (bildirmiştik).”

İlerleyen ayetlerde bu sürede yaşananları Rabbimiz bize nakletmekte Kasas 28:13’de ise tüm korkulara rağmen Allah’ın Hz. Musa’nın annesine verdiği sözü tutup Hz. Musa’nı annesine tekrar kavuşturulduğu bildirilmektedir:

“Böylelikle gözü aydın olsun, (daha fazla) üzülmesin ve insanların çoğu bilmeseler bile Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin diye biz onu (Musa’yı) annesine geri vermiştik.”

Kasas 28:13

Kuran’a göre kıssadan hisse ise şudur: Eğer Allah’a inanıyorsan; vedalaşırken, en sevdiğinle bile olsa; başına bir şey gelmesinden korkmamalısın. Hüzünlenmemelisin. Onu, Hz. Musa’nın annesinin yapmış olduğu gibi Allah’a emanet edip; metanetli durmalı; zorluklar karşısında sabretmeli ve yalnız Allah’a güvenip dayanmalısın. ( Neml 27:79 ) İşte bu gibi veda durumlarında yapılacak olan budur; zira vekil olarak Allah yeter. ( Ahzap 33:3 )

  1. Haksızlık etme ki haksızlığa uğrama !

Vedaların en can acıtıcı özelliği; maalesef çoğunlukla bir tarafın haksızlığa uğramış hissetmesi ve bunun sonucunda oluşan öfke, kırgınlık, nefret gibi kötülük yüklü bulutlar gibi olan duygulardır.

Oysa ki Rabbimiz bizlere Bakara 2:279’da şöyle buyurmaktadır: “ ….. (Böylece) ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” Bu ayetin tamamı aslında faizi işlemektedir. Bununla beraber; faize dair olan emir ve yasakların yanı sıra insanların kendi aralarındaki toplumsal düzeni sürdürmeleri için de Bakara 2:279 önemli ip uçları barındırmaktadır.

Bu ipucu da Kuran’ın vurguladığı en temel direklerden bir tanesidir: Haksızlık etme ki haksızlığa uğramayasın.

Vedalaşma noktasında tarafların birbirlerine zerre kadar da olsa haksızlık etmemesi esas olmalıdır. Zira; hak ve adalet bir su terazisi gibidir: Birazcık dengeden şaştığı anda her iki tarafı için de o su baloncuğunun düz ve dengede durma şansı kalmamıştır. Mutlaka her iki taraf da bundan zarar görecek noktaya gelmiş olur.

O açıdan; veda ederken tüm hakları sahibine vermek, karşı tarafın haksızlığa uğramamasına çalışmak gerekir.

Unutulmamalıdır ki; Bakara 2:279’daki emir başkasının haksızlığa uğramaması için mücadele kadar kişinin kendisinin de haksızlığa uğramaması için mücadele etmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bu açıdan vedalaşma evresinde tarafların, maddi veya manevi tüm haklarını; “Sadece hakkımı helal ettim” demekle kalmayıp; bizzatî o hakkı karşı tarafa eksiksiz ve tam olarak teslim etmesi ilkemiz olmalıdır.

  1. (Vedalaşırken de) İyiliklerde yarış!

Bakara 2:148’e göre Allah şöyle buyurmaktadır:

“Herkesin O’nun (Allah’ın yönlendirmesiyle) yöneldiği bir yönü vardır. Siz iyiliklerde yarışın! Nerede olursanız olun, Allah hepinizi bir araya getirecektir. Şüphesiz ki Allah her şeye gücü yetendir.”

Bu ayet öncesi ve sonrası ile değerlendirildiğinde Namazda yönlenecek kıbleyi ve bu konudaki Allah’ın emirlerini açıklamaktadır. Bununla beraber; bu genel anlam dışında ayetin kendi içindeki özel anlamları keşfetmenin de ayetle çelişmediği kanaatini taşımaktayım.

Bu bağlamda; kıble bahsinden ayrı olarak ayetin ilk cümlesini okuduğumuz gibi anlamaya gayret edersek çıkarılabilecek ilk akla gelen anlam şöyle olmaktadır: Allah’ın vesile olmasıyla; her kişinin kendine çizdiği bir yönü, fikri; bir gidişi ve bir dönüşümü vardır. Bu dönüşüm; kişinin kendi hür iradesi sonucu kendi belirlediği yöndür. Herkesin seçtiği yön ise ayrıdır ve kendine özgüdür. İşte birbirinden farklı yönlerin olması; bu yönlerin zaman zaman birbirine veda etmesi anlamını da taşımaktadır.

Dolayısıyla, Mevla’mızın bize bahşettiği özgür irade ile seçtiğimiz yollar gereği; vedalar zaman zaman kaçınılmazdır.

Peki bu durum gelip çattığında (Veda zili çaldığında) ne yapmak gerekmektedir ?

Allah’ göre yapılacak yegâne şey iyiliklerde yarışmaktır.

Zira, Allah; veda durumu dahil herkesi tekrar bir araya getireceğini haberini (ve müjdesini / uyarısını) vermektedir.

Tekrar Allah’ın huzurunda bir araya gelineceğine göre; Allah değerli bulacağı / ödüllendireceği şeyin iyiliklerde yarışmak olduğunu ifade etmekte ve ayrılırken dahil iyiliklerde yarışmanın tekrar sevdiklerinizle kavuşmaya vesile olacağını ifade etmektedir.

Bu durumda biz insanlara düşen ise; her şeye gücü yeten Allah’ın sözüne güvenerek; iyilik yarışından en önde olacak biçimde veda etmek; iyilik adına olabilecek bütün örnekleri hayatımıza yansıtmak ve bu sayede vedanın en güzelini sergilemek olacaktır.

Zira Hud 11:114’e göre

“ …. Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri giderir. Bu, (gerçeği) hatırlamak isteyenlere bir hatırla(t)madır.”

Furkan 25:70’e göre ise

“Ancak iman eden ve iyi iş(ler) yapıp (O’na) yönelenlerin kötülüklerini Allah iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”

Dolayısıyla; geçmişte ne kadar kendimize veya başkalarına (vedalaştıklarımıza) kötülük yapmış olursak olalım bu 2 ayeti beraber okuduğumuzda;

  • Eğer iyilik yaparsak bunun geçmişteki kötülüklerimizi (Allah’ın izniyle) gidereceğini, yok edeceğini
  • Yaptığımız iyiliklerin bu sonucu doğurması için ön koşulun ise yürekten Allah’a inanıp güvenmek ve bu güvenle beraber iyi işler yapmayı hayatımızın bir alışkanlığı, rutini, normaline çevirmek unutmamız gerekmektedir. İşte bu durumda; kötülüklerimizin üstü örtülecek ve Allah’ın izniyle vedalaştıklarımızla dahi iyilikte; esenlikte buluşmuş olacağız.

Vedalaşmanın zorunlu olduğu kişiler var mıdır? Ayrılmamız emredilen kişiler kimlerdir?

Kulağa ilk bakışta biraz tuhaf ve beklenmedik gelse de ayrılmakla, terk etmekle, vedalaşmakla yükümlü kılındığımız insanlar, evet, vardır.

Eğer inanıyorsak; kendimizi “Ben Müslümanlardanım” diye tanımlıyorsak, Allah’ın şu ayeti hepimizin aklına ve yüreğine inmelidir:

“Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatının aldattığı kişileri terk et! (Yine de) kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin (mahşerde) alıkonmaması için onunla (Kur’an’la) gerçeği hatırlat! O (inkârcı her nefis) için Allah’tan başka hiçbir dost ve şefaatçi yoktur. (Her nefis), bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar, kazandıkları (günahlar) yüzünden (mahşerde) alıkonulmuş olacaklardır. İnkâr ettiklerinden dolayı onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır.” En’am 6:70

O halde ayrılmamız emredilen kişiler kimlerdir:

  1. Dinlerini oyun ve eğlence haline getirenler

Bu ayete göre; sadece dünya hayatından nasip isteyen, yakın gelecekteki oyun, eğlence ve haz duygusuyla gönülleri kararan ve dolayısıyla dünya hayatının kendilerini aldatmasına göz yuman kişileri terk etmemiz, onlarla vedalaşmamız bize emredilmektedir.

  1. Dünya hayatının aldattığı ve gözünü kör ettiği kişiler.
  2. Yakın dünya hayatından başka bir şey istemeyen kişiler. ( Necm 53:29 )
  3. Kuran’dan yüz çeviren kişiler ( Necm 53:29 )

Peki bu emre uyup yukarıda sayılan özellikteki kişileri terk etmek istediğimizde; onlarla vedalaşmamızı nasıl yapacağız?

Sorunun cevabını Allah’ın kendi dilinden okuyalım:

“ Onlar, boş söz duydukları zaman ondan yüz çevirip “Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun! Biz, cahillere itibar etmeyiz!” der (geçer)ler.”Kasas 28:55

Güzel veda konuşması nedir ? Veda ile ilgili özlü sözler nelerdir ?

Veda ettiğinize güzel sözlerle mi veda etmek istiyorsunuz? Veda ile ilgili özlü, içinize işleyen sözler mi arıyorsunuz? Gelin yüreğinize dokunacak, içinizi hem ümit hem de korku ile ürpertecek özlü veda sözlerini hatırlayalım:

  • Sevdiğini ölçülü sev; gün gelir onu sevmemen gerekebilir, Sevmediğine ölçülü davran; gün gelir onu sevmen gerekebilir” Hz. Muhammed (Tirmizî, Birr, 59)  – Kuran’dan dayanağı Mümtehine 60:7  Bu konuda Prof. Dr. Mehmet Okuyan’ın aşağıdaki kısa videosunu izlemenizi bu cümleyi içselleştirmek adına dinlemenizi öneririm.

  • “Görmüyor musun Allah nasıl bir örnek verdi! Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları yüksekte olan güzel bir ağaca (benzetti). ( O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman (her yıl) yemişini verir. (Gerçeği) hatırlasınlar diye Allah insanlara örnekler vermektedir.” İbrahim 14:24 – 25
  • Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmayacaksınız: Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünneti. Hz Muhammed Veda Hutbesi – Muvatta, Kader 3 –
  • “Kaybettik çünkü bize kaybettiğimiz söylendi.” Tolstoy
  • “En güçlü savaşçılar, sabır ve zamandır.!” Tolstoy
  • “Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni bir merhaba ile ödüllendirir. “- Paulo Coelho
  • “Geleceğim bekle, dedi gitti. Ben beklemedim, o da gelmedi. Ölüm gibi bir şeydi ama kimse ölmedi.” – Özdemir Asaf

Veda ile elveda arasında ne fark var? Her elveda veda mıdır ?

Sözlük anlamlarına göre veda; tekrar kavuşulması ihtimal dahilinde olan; tekrar görüşmeyi bekleyebileceğiniz kişilere yapılan iyi niyet ve esenlik dileme faaliyetine verilen isimdir.

Elveda ise; dilimizde daha çok tekrar kavuşulması beklenmeyen, görüşülme şansının olmadığı düşünülen kişilere yapılan selamet dileme faaliyetinin ismidir. Elveda, genelde ölüm, sevgililerin hüzün dolu ayrılıkları gibi derinden yaralayan konularda karşımıza çıkmaktadır.

İslami açıdan bakıldığında ise sözlük anlamlarında bir problem olmamakla beraber; tekrar kavuşma ihtimali ve tekrar görüşememe olasılığı gibi konuların üzerinde Kuranca düşünülüp sindirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Kafamızdan hızla akan düşünce yapısını gözümüzün önüne getirirsek; şu düşünce yolunu izleyebiliriz:

İslam dininde kavuşmanın bir garantisi veya yüksek olasılığı var mıdır?

Kavuşmanın bir garantisi olup olmadığını anlamak için yine bakılması gereken tek yer Kur’an’dır.

Kuran’a göre Enbiya 21: 34 ve 35 bize şunu ifade etmektedir:

“Senden önce (de) hiçbir insana çok uzun hayat vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar çok uzun süre mi kalacaklar! Her nefis (can), ölümü tadıcıdır. Bir deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz. Sadece bize döndürüleceksiniz.” Dolayısıyla, hiçbir kavuşmanın garantisi olmayacağı gibi; yüksek olasılık ihtimali de yoktur. Zira, Allah her şeyi bilen ve her şeyi hakkıyla idare eden, yönetendir.

Eğer kavuşma ihtimalini artırmak veya azaltmak insanın elinde değilse insan ne yapmalıdır?

İnsan kavuşma ihtimalini değiştirmek kudretinde olmadığına göre ve esasında kendi davranışlarından sorumlu olduğuna göre yapması gereken şey “yarın için heybesine ne koyduğuna bakmasıdır.” :

  • “Ey iman edenler! Allah’a karşı takvalı (duyarlı) olun ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın! Allah’a karşı takvalı (duyarlı) olun! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Haşr 59:18

O zaman bütün vedalar aslında elveda mıdır?

Dini bakış açısına göre hem evet hem de hayır denebilir bu sorunun cevabına. Evet denebilmesinin sebebi ölümün her an kapımızı çalabilecek olmasıdır: “

De ki: “Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm şüphesiz ki sizi yakalayacaktır. Sonra da görünmeyeni de görüneni de bilen (Allah)’a döndürüleceksiniz ve yaptıklarınızı size bildirecektir.”

Cum’a 62:8

Hayır cevabının verilmesi ise; ahirete iman inancıyla ilgilidir. Zira, ahirete iman edenler bilirler ki; her canlı öldürüldükten sonra tekrar diriltilecek ve Allah’ın huzuruna bölük bölük getirilecektir. ( Rum 30:43 ) Daha sonra; hesabında sevapları ağır basanlar cennete koyulacaklar ve cennette iman ederek ölmüş olan ve Allah’ın ödülüne mazhar kılınan sevdikleri ve yakınlarıyla beraber bir arada olacaklardır:

“ O yurt durmaya değer cennetlerdir; oraya babalarından (atalarından), eşlerinden ve çocuklarından (nesillerinden) iyi olanlarla birlikte gireceklerdir. Melekler de “Sabretmenize karşılık size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir!” (diyerek) her kapıdan onların yanına varacaklardır.”

Ra’d 13:23-24.

Bu anlatıma göre; aslında hiçbir veda elveda değildir. Eğer kişi; kendini dosdoğru yol üzere tutup Allah’ın dediklerine duyarlı olursa ve veda ettiği kişiler de aynısını yaparlarsa umulur ki cennette tekrar birbirlerine kavuşacaklardır.

Son Söz: Veda ederken ne demeliyiz, nasıl dua etmeliyiz?

Bir kişiden veya bir mekandan ayrılırken Kuran’ı Kerim’e göre şu duaları etmek hem doğru olacaktır; hem de vedayı çok daha anlamlı kılacaktır:

De ki: “Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla! Bana tarafından yardım edici bir güç ver!”

İsra 17:80

“Rabbimiz! Onları da babalarından (atalarından), eşlerinden ve çocuklarından (kız veya erkek nesillerinden) iyi olanları da kendilerine vadettiğin durmaya değer cennetlere koy! Şüphesiz ki güçlü, doğru hüküm veren yalnızca sensin!”

Mümin 40:8

“Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!”

Bakara 2:201

“Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır! …”

Bakara 2:250

“(Musa ise) şöyle dua etmişti: “Rabbim! Benim için yüreğime genişlik ver! İşimi bana kolaylaştır! Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.”

Taha 20:25-28

Veda ederken dosdoğru olmak, güzel ve yumuşak sözlü olup yürekte güzellikler, dimağda tatlı anlar bırakmak en doğrusu olacaktır. Allah vedalaşırken de iyiliği emreder; kötülükten ise sakınmanızı diler. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.